Adalet Mülkün Temelidir

0
223

Geçtiğimiz ayın ortalarında gazetelerde manşetlere çıkan bir habere göre; 14 Aralık 2005 tarihinde İstanbul Fatih’te bir vatandaş şiddet uyguladığı için evi terk eden ve kendisinden boşanmak isteyen eşini durakta otobüs beklerken girdiği tartışma sonucu sol bacağından dört, sağ bacağından bir kez bıçaklayarak yaraladı ve Fatih Cumhuriyet Savcılığı tarafından sanık hakkında eşini kasten yaralamaktan TCK 86 maddesi uyarınca 1-3 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Yapılan yargılama sonunda; Fatih 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesince 3 Haziran 2008 tarihinde Sanık eşini kasten yaralamaktan 2 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Karar 1 yıl sonra kesinleşince sanık, 8 Kasım 2009’da cezaevine konuldu.

Ancak aynı sanık; cezaevine girmeden önce hakkında aynı suçtan dolayı yapılan ikinci bir soruşturmada cezaevinde ifade vermiş. “Ben yargılandım” demesine rağmen, hakkında ikinci dava açılmış. Cezaevindeki sanığa kısa süre önce aynı olayla ilgili ikinci bir karar tebliğ edildi. Bu karar da 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nin aynı savcısının talebi üzerine aynı hâkim tarafından verilmiş. Suç tarihi aynı olayla ilgili bu kez eski eşini hem bıçakla yaralamaktan hem de tehditten yargılanan sanık tehditten beraat etmiş ancak yaralama suçundan ikinci kez 1.5 yıl hapis cezasına çarptırılmış.

Şaşırdınız mı? Şaşırmayın, Çünkü Yargı sistemimizdeki garabetler bu olayla sınırlı değil, bir başka olayda; Eruh’ta 6 Eylül 2009’da terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşulları bahane edilerek düzenlenen izinsiz gösteride, aynı pankartı farklı uçlarından tutarak taşıdıkları gerekçesiyle iki kişi hakkında iki ayrı mahkemede dava açılmıştır. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan tutuklu sanık hakkında Mahkeme heyeti, TCK’nın “terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan sanığın beraatine karar vermiş, “Terör örgütünün propagandasını yapma” suçundan ise 10 ay hapis cezası vererek, sanığın tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak sanık tahliye edilmiştir.

Diğer taraftan; Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan diğer sanık hakkında ise, Mahkeme heyeti sanığı, TCK’nın “terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdıktan sonra, bu süreyi 6 yıl 3 aya indimiştir. Ayrıca sanık, “terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan da 10 ay hapisle cezalandırılarak Sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

Yargı sistemimizde şansın ne kadar önemli olduğunu gösteren bu olayda, aynı gün aynı yerde aynı suçu işleseniz bile, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) kapsamında kurulan bilgisayarın sizin dosyanızı gönderdiği mahkemeye göre alacağınız ceza ve hayatınızın geri kalanının şekli değişebiliyor.

Ankara’da EGO’nun kurmuş olduğu BUĞSAŞ adlı otobüs işletmesinde görev yapan şoförlerce “sendikaya üye oldukları” gerekçesi ile işten çıkarıldıkları iddiası ile açılan 500’e yakın davada Ankara Mahkemeleri ve Yargıtay aynı durum ve şartlarda bulunan işçiler için ayrı ayrı kararlar vermiştir.

Bu davalar sonucunda; bir kısım işçiler EGO’nun işçisi sayılmış ve sendikal sebeple işten çıkarıldıkları kararı verilerek EGO’ya iade edilmişler, bir kısım işçiler ise BUĞSAŞ’ın işçisi olarak kabul edilerek BUĞSAŞ’a iade edilmişler, Yalnızca BUĞSAŞ’a dava açan işçilerin davaları reddedilmiş ve keza yalnızca EGO’ya dava açanların da davaları reddedilmiş işin kötü tarafı tüm bu kararlar Yargıtay’ca da onanmıştır. Detaylı inceleme yapıldığında bu olayla ilgili dokuz ayrı tip karar verildiğini görmekteyiz.

Mahkemelerin vermiş olduğu bu tür çelişkili, istikrarsız kararlar hem sosyolojik açıdan hem de psikolojik açıdan geri dönüşü olmayan çöküntülere yol açmaktadır. Adalet sisteminde hakkını alamayan vatandaş, hakkını başka yerlerde aramaya başlıyor ve tek tek yaşanan bu olaylar toplamda halkın devlete olan güvenini sarsıyor.  Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan Adil Yargılanma Hakkı ve hukukun temel ilkelerinden olan Hukuk Güvenliği ilkesi de bu kararlar sebebi ile çiğnenmektedir.

Bu türden çelişik kararlara ve yargı hatalarına son verebilmek adına 2005 yılında yayımlanan Bölge Adliye Mahkemeleri Kanunu yayımlandı. Bu kanuna göre; Türkiye çapında belirlenecek bazı bölgelere Bölge Adliye Mahkemeleri’nin (halk arasında İstinaf Mahkemeleri olarak bilinir) kurulması öngörülmüş ve Adalet Bakanlığı’na iki yıl süre tanınmıştır. Ancak aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen halen daha Bölge Adliye Mahkemeleri kurulamamıştır. Gerçi Bölge Adliye Mahkemeleri’nin kurulmasının karşısında olan görüşler de vardır. Ancak ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararları Yargıtay’dan farklı olarak tekrardan inceleyebilen, gerekirse kendisi yeniden tanık dinleyip bilirkişi görevlendirmesi yapabilen bu mahkemelere hukuk sistemimizin acilen ihtiyacı bulunmaktadır.

Adalet Bakanlığı’nın bu konuda elini çabuk tutarak yargı sistemini bir nebze olsun düzeltebilecek  İstinaf Mahkemelerini kurması gerekmektedir. Çünkü Adalet Mülkün Temelidir.

Av. Eren Evren

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here