Tarih 02 Ağustos 2010

0
162

Tam gün yasasının yürürlüğe girdiği 30 Temmuz 2010 tarihinden sonraki ilk iş günü olan 02.08.2010 itibari ile sağlık sektöründeki hukuki karmaşa son noktaya gelmiş durumda. Tam Gün yasasına karşı önce Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar ve daha sonra bu kararı takip eden Danıştay’ın, Sağlık Bakanının Web Sitesinde yer alan “Basın Açıklamasının” yürütmesini durdurması sonucunda bir belirsizlik ortamı doğdu. Herkes ne yapılması gerektiğini birbirine soruyor.
Somut hukuki duruma gelirsek; Danıştay 5.Dairenin vermiş olduğu karar Yürütmeyi Durdurma mahiyetinde bir karardır ve Sağlık Bakanlığı’nın bu karara karşı itiraz etmesi muhtemeldir. 5.Dairede bile oy çokluğu ile alınan karara karşı itirazı inceleyecek Dava Daireleri Genel Kurulu’nun ise ne karar vereceğini tahmin edebilmek ise şu aşamada mümkün değil. Bu nedenle bu kararın kesin bir karar olarak görülmemesi gerekir.
Tüm bu belirsizlik ortamında Pazartesi itibari ile Sağlık İşletmelerinde meydana gelebilecek bazı ihtimalleri de düşünmek gerekiyor.
Danıştay’ın kararına güvenerek kamuda çalışan ve mesai saati sonrasında özelde çalışmaya devam eden hekimler açısından; Sağlık Bakanlığı’nın disiplin cezası uygulamasına gitmesi kuvvetle muhtemeldir. Sağlık Bakanlığı’nın bu uygulamasına karşın açılacak davaların karar mercii ise Yerel İdare Mahkemeleridir. İdare Mahkemeleri’nin Danıştay’ın 5.Dairesinin kararına uyması mecburi değildir. Varsayalım ki emsal kabul ettiler ve uydular, bu defa temyiz mercii olan Danıştay’ın bir başka dairesinin, 5.Dairenin oy çokluğu ile verilen kararına uyup uymayacağı kesin değildir.
Bununla birlikte; Sağlık Müdürlüklerinin “part time” uygulamasının kaldırıldığını düşünerek hekimlerin çalışma belgelerini iptal edildiğini kabul etmesi de söz konusu. Bu durumda, mesai saatleri dışında özel kurumlarda SGK hastalarına bakan hekimlerin yaptıkları tedaviler de mevzuata aykırı hale gelecektir. Mevzuata aykırılık SGK sözleşmesine göre 10.000 TL’sı cezai şartın uygulanmasını gerektirmektedir. Ayrıca bu hekimlerin yapmış oldukları tedavilerin bedellerinin de iadesi istenebilir.
Sağlık İşletmesi Yönetimi, yukarıdaki riskleri göz önüne alarak kamudan istifa etmeyen hekimi de çalıştırmak istemiyor. Ancak işten çıkartması durumunda kıdem tazminatı ödemek zorunda, çıkartmazsa ise cezai şart. Çalışmaya uygun değil diye haklı sebebe dayanabilir ve kıdem tazminatı ödemez. Ama bu defa Danıştay’ın kararı kesinleşirse de yapılan fesih haksız olacak ve tazminatı ödemek zorunda kalınacak.
Yukarıda yazılı olan tüm bu olasılıklar gerçekleşebilir de, geçekleşmeyebilir de. Bugün itibari ile kimsenin net ve emin bir şekilde durumu değerlendirebilme şansı yok. Danıştay’ın kararına bakarak bir takım yorumlara ve sonuçlara ulaşılabilir. Ancak Danıştay’ın bu kararını diğer mahkemeler “yalnızca basın açıklamasının durdurulması” olarak da yorumlayabilir. Daha önce olduğu gibi Hakimler de bir diğerinin verdiği karara uymak mecburiyetinde hissetmeyebilirler kendini. İşte o zaman ne olacak? Yargıya güvenip istifa etmeyen hekimler ve bu hekimleri istihdam eden kurumlar Yargıya olan güvenlerinin neticesinde büyük zararlar görebilirler.
Bu nedenle; Sağlık Sektörünün tüm aktörlerinin durumu doğru değerlendirip kendi emin oldukları kararları almasında ve basında çıkan açıklamalara değil de kendi düşüncelerine güvenerek hareket etmelerinde fayda vardır.

Av. Eren Evren
Ege Sağlık Kuruluşları Derneği Hukuk Danışmanı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here